Mersin’in İnsana Ümit Veren Duvar Resimleri…

Eğer Nazife Bilgin Hazar, 2011 yılında 49 yaşında Mersin Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü kazanmasaydı, pek çoğumuza ümit veren ve bizleri bu ülkede güzel şeylerin hala olabileceğine inandıran o rengarenk binalar da olmayacaktı.

Sanırım ilk Mersin’e gidişimdi. Belki de ikinci…

Adana-Mersin otoyolundan çıkıp Mersin’e kıvrıldıktan bir süre sonra, şehir merkezine yaklaşmış, yolun kenarındaki birbirinin aynısı dörder katlı köhne binaları izlerken, bir anda bir tanesinin yola bakan cephesinde devasa bir resim görmüştüm.

Vincent Van Gogh’un “Yıldızlı Gece” tablosu… Binanın neredeyse tüm dış cephesini kaplayan bir reprodüksiyon.

Yıldızlı Gece, Vincent Van Gogh

Sonradan 34 yıllık olduklarını öğrendiğim, Anadolu’nun hemen her şehrinde görebileceğiniz türden “renksiz” sosyal konutlara özgü o bildik çirkinliğin arasında Van Gogh o kadar renkli o kadar güzel duruyordu ki.

Çok şaşırmıştım, çok da hoşuma gitmişti.

Zaman içerisinde, ayda bir kez yaptığım Mersin seyahatlerimde, sabah giderken ve akşam dönüşte, gözlerim hep o binaları aradı. Yıldızlı Gece’nin ardından Johannes Wermeer’in İnci Küpeli Kız‘ını, ardından Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi’ni, Frida Kahlo’yu ve diğerlerini fark ettim.

Her geçişimde yenilerini fark ediyordum. Belki de ben yeni görüyordum ama sayıları da giderek artıyordu, eminim.

Bu toprakların insanının sanatla özellikle de resim ve heykelle olan imtihanını düşündükçe her seferinde beğeni ve gurur karışımı bir duyguyla izledim o duvar resimlerini. Yurt dışında benzerleriyle karşılaştığımda hep çok özenirdim, hep aynı şey geçerdi içimden: “Bizde neden böyle güzel şeyler düşünülmez, yapılmaz ki?”

Yapılıyormuş…

Osman Hamdi Bey ve Van Gogh yan yana (Kaplumbağa Terbiyecisi ve Bahar Dalları)

Neşet Günal ve arkada uzaklardan görünen Salvador Dali’nin Kelebek Gemi’si

Son gidişimde kameramı da aldım yanıma. Battı-çıktı inşaatı nedeniyle malum sosyal konutların önünden geçen yol trafiğe kapalıydı. Seyahat ettiğim arkadaşlarımla birlikte allem ettik kallem ettik, çok da bilmediğimiz bir şehrin arka sokaklarında hafiften kaybolsak da sonuçta duvar resimlerine ulaştık.

Fotoğrafları çektikten sonra da sağolsun Mersin Büyükşehir Belediyesinde çalışan arkadaşımız Tanyel Gündinç sayesinde de bu müthiş projenin ressamı Nazife Bilgin Hazar’a ulaştım.

Nazife Hanım Mersinli. Yetişkin iki erkek çocuk annesi bir ressam. Lise mezunu bir anneyken, çocuklarının “Anne çok güzel resim yapıyorsun, güzel sanatlar okusana” demesi üzerine, liseden mezun olduktan bayağı bir sonra üniversite sınavına girmiş ve kazanmış.

2011 yılında 49 yaşındayken başladığı Güzel Sanatlar Resim Bölümünden de 98.6 ortalama ile mezun olmuş. – Sormadım ama muhtemelen böylesi bir not ortalaması ile birincilikle bitirmiştir- 

Duvarlara resim yapmaya ilk kez fakülte yıllarında verilen bir ödev ile başlamış; Kampüs içerisinde geçici hayvan bakım evi olarak inşa edilen bir binanın “dış cephesini renklendirme işi” Resim Bölümü öğrencilerine ödev olarak verilmiş. En başarılı öğrenci olarak en büyük duvar da Nazife Hanım’a düşmüş tabii ki… “Dış cephe renklendirme işi” Nazife Hanım’ın şu anda yaptıklarına bakınca kulağa daha bir hoş geliyor değil mi? –Eğer hala duruyorsa bu duvarı bulup fotoğrafını çekmeliyim diye düşünüyordum ki sağolsun Nazife Hanım bana aşağıdaki fotoğrafları gönderdi..-

Mersin Üniversitesi kampüsü içerisindeki geçici hayvan bakım evi duvarlarındaki “ödev”

Nazife Hanım ve tam not aldığı ödevi

Arkasından Mersin Çocuk Cezaevinde bazı koğuşların duvarlarını boyamış öğrenci arkadaşlarıyla birlikte. Fakat laf aramızda hava çok sıcak olduğundan diğer öğrenciler kaytarırlarken en çok işi Nazife Hanım yapıyormuş.

Mersin’de daha pek çok irili ufaklı duvar, dış cephe Nazife hanımın fırçalarıyla renklenmiş, güzelleşmiş.

Mezuniyet sonrasında sosyal sorumluluk projelerinde yer alırken “resme meraklı bir sanatsever olarak” nitelendirdiği Toroslar ilçesi Belediye Başkanı Hamit Tuna‘dan gelen teklifle binaların cephelerini reprodüksiyon tablolar haline getirmeye başlamış.

Her ne kadar benim ilk gördüğüm Van Gogh olduysa da Nazife Hanım ilk Diego Riviera’nın Çiçek Satıcısı’nı yapmış. Rönesans’ın fresk sanatını Latin Amerika ve ABD’de yeniden canlandıran, yaptığı duvar resimleri 1900’lerin başında modern sanat ve mimaride kullanılan Frida’nın “aşkı” Diego Riviera, duvar resimleri yapma konusunda Nazife Hanım’ı etkileyen kişiymiş de ayrıca…

Nazife Bilgin Hazar, ilk yaptığı Diego Rivera’nın Çiçek Satıcısı reprodüksiyonunun önünde (Fotoğraf Nazife Hanım’ın arşivinden)

Malum Türkiye’de yaşıyoruz, yukarıda da dediğim gibi insanımızın resim ve heykelle imtihanında notu pek zayıftır. Ama Mersin’de, Toroslar Belediye Başkanı sanatsever Hamit Tuna’nın da desteğini arkasına alınca korkulan olmamış ve Nazife Hanım Diego’nun Resim Satıcısı’nın ardından yoluna devam etmiş.

Mersin Toroslar ilçesi, Akbelen Bulvarında yer alan sosyal konutların dış cephelerinde “şimdilik” 20 kadar Türk ve yabancı ressamın reprodüksiyon tablosu var. Ve gerçekten çok güzeller.

Yazıyı yazmadan önce yaptığımız telefon konuşmasında Nazife Hanım’a en çok hangi ressamı sevdiğini sordum. Favori ressamı olmadığını söyledi. Resim sanatını dolayısıyla tüm ressamları seviyormuş. Tabloların tamamını kendisi seçmiş… Neler yok ki; yukarıda söz ettiklerim dışında Da Vinci’den “Mona Lisa”, Pablo Picasso’dan “Güvercin Tutan Çocuk”, Salvador Dali’den “Kelebek Gemi”, Yıldızlı Gece dışında yine Van Gogh’dan “Bahar Dalları” (Almond Blossoms) yine Osman Hamdi Bey’den “Halı Satıcısı”, Neşet Günal’ın iki eseri ve başkaları…

Dali, Kelebek Gemi

Vermeer’in İnci Küpeli Kız’ı ve Frida

Güvercin Tutan Çocuk, Pablo Picasso

Neşet Günal

Yeniden Van Gogh

Nazife Hanım atölyesinde… (Facebook’tan)

Atölye’den bir kare daha (Nazife Hanım’ın arşivinden)

Nazife Hanım’ın ilginç anıları da var:

Bir dönem resim yaparken Mersin’in güneşinden korunabilmek için hasır şapka takıyormuş. İzleyenler de, ki işini yaparken çok sayıda izleyeni oluyormuş, “hasır şapkalı” duvarları boyayan bu kadının Alman olduğuna karar vermişler. Böyle bir çılgınlığı hangi Türk kadını yapar ki değil mi?

Bir beyefendi bu “Alman” kadının yaptıklarını işittikten sonra gelmiş, izlemiş ve “Hiç mi bizde böyle güzel şeyler yapan birileri çıkmaz, hep mi Almanlar yaparlar bu işleri!” diye bir de hayıflanmış. Nazife Hanım’ın Türk olduğunu öğrenince de çok mutlu olmuş, tebrik etmiş ve gitmeden de “bizlere olan hakkınızı helal edin” demiş.

Mesela bugünlerde yolcular dolmuş şoförüne Frida’da inecek var diyebiliyorlarmış…

Akbelen Bulvarına bakan cephelerden birinde Nicholas Muray’ın çektiği meşhur Frida Kahlo fotoğrafını biraz keserek resmetmiş Nazife Hanım. Amacı tüm fotoğraftansa Frida’nın portresini yapmak, ünlü ressamı tanıtmakmış. Bir gün mola verdiği esnada gelen bir kadın şöyle demiş: “Biz kızımla internette araştırdık. Bu resim sadece Frida’nın yüzü değil, aslında orada Frida’nın elleri ve ayakları da var…” Biraz sohbet sonrasında ortaya çıkmış ki o anne ve kız araştırmayı yaptıktan sonra Frida filmini izlemişler, hakkında yazılmış bir de kitap okumuşlar…

Frida Kahlo’nun Nicholas Muray tarafından çekilmiş fotoğrafı

Bu da Kahlo’nun fotoğrafının Nazife Bilgin Hazar imzalı reprodüksiyonu

Bir kadından duyduğu şöyle bir cümle de var: “İlk gördüğümde kim bu kalın kaşlı, bıyıklarını almamış kadın demiştim. Sonra araştırınca çok ilgimi çekti, filmini izledim, kitabını okudum…”

Sabah kahvelerini balkonlarından Frida ve Diego’ya karşı içmekten çok keyif aldıklarını söyleyip, teşekkür eden bir anne kız bile olmuş, hatta onlar da filmi izlemişler.

Nazife Hanım’ın hikayesini öğrenince, bu yıl kendisine Mersin’deki ODTÜ Geliştirme Vakfı Okulları tarafından verilen “Fark Yaratan Kadın” ödülü gerçekten anlamlı oluyor, ne dersiniz? Gerçekten fark yaratmış…

Cahilliğin adeta kutsandığı günümüzde yaptığı resimlerle bir şehirde yaşayanlara resim sanatını sevdiren, onları araştırmaya yönlendirebilen güzel bir insan.

İnsan ister istemez düşünüyor; belki de zamanından “falanca şehir falanca şehir olalı böyle eziyet görmedi” diyen adama değil de aynı konserden çıktığında klasik müzikten etkilenenlerin fikirlerine itibar edilseydi, bugün bu ülkede sanat ve sanatçılar çok daha fazla önemsenirdi. Sakın klasik müzik bizim halkımıza uygun değil gibi laflar etmeyin, hele Sinan Çetin’in malum kısa filmini sakın anımsatmayın… Bu ülkede “kim bu kalın kaşlı bıyıklarını almamış kadın” diye merak edip Frida Kahlo hayranı olabilen sıradan insanlar var, hep vardı…

Keşke bu ülke insanını sanata yönlendirebilenler daha çok olsa, her zaman “özgürce” işlerini yapabilseler. Üstelik “Sanatsever” insanlar sürekli etrafımızda, sosyal medyada gördüğümüz o kendisinden olmayan her şeyden nefret edenler gibi de olmazlar değil mi?

Yolunuz düşerse, görmek isterseniz; Mersin’in Toroslar İlçesinde, Akbelen Bulvarında şehir merkezine giderken yolun solundalar. Kaçırmanıza imkan yok. Daha ayrıntılı tarif isterseniz google’a “Mersin Toroslar Hüseyin Özer Merzeci İlkokulu” yazın yol tarifi alın, okulun tam karşısında Van Gogh var…

Büyük ihtimal Nazife Hanım da oralarda olur; binalardan birinin dış cephesindeki bir iskelenin veya belediyeye ait bir aracın üzerinde elinde fırçasıyla… Bir saatlik öğle arası dışında sabah 8’den akşam 5’e kadar çalışıyor çünkü…

Nazife Hanım’ın telefonda söylediği hayali artık benim de hayalim: Tüm bu bölgenin bir açıkhava müzesi olması, korunması…

Teşekkürler Nazife Bilgin Hazar.