İran 4: Kum ve Kashan

Eğer bir gün evrim üzerine kafa yormuş Fransız doğa bilimci Lamark haklı çıkar, sonradan kazanılan özelliklerimiz kalıtsal hale dönüşür ve sonraki ardımızdan gelen kuşaklara aktarılabilirse, İran’lı kadınlar birkaç kuşak sonra dünyanın en güzel burunlarına sahip olacaklar…

İran’a adım attığım andan itibaren ilk dikkatimi çeken şeylerden biri de kadınların burunları. Sokaklar gördüğünüz kadınların pek çoğunun burnu bir plastik cerrahın elinden çıkmış belli. Ayrıca bir sürü de yeni ameliyat olmuş burunları hala sargılı bir sürü kadınla karşılaşıyorsunuz. Tüm İran’da kadınlar arasında bariz bir “burnunu plastik cerraha emanet etmeden önce sen, sen değilsin!” kampanyası var sanki.

Azadi otel resepsiyonundaki yine ameliyat geçirmiş burunlu görevliden pasaportlarımızı alıyor, Ali’nin küçük ve tüplü olduğundan bagaj kapasitesi bir hayli küçülmüş arabasına zor da olsa sığıyoruz. Benim bavulum arka koltukta Serdar ve Nusret arasında, Serdar’la benim aynı marka model kocaman fotoğraf çantalarımız ise kucaklarımızda, Kum (Qom) üzerinden Kashan’a doğru yola çıkıyoruz.

Tahran ile Kum arası yaklaşık 150 kilometre ve Ali’nin otelden Tahran dışına çıkış yolunu bulması hariç 2 saat kadar sürüyor. Gidecek olanlara not, maps.me uygulamasını indirin, gideceğiniz şehirleri de yükleyin, istediğiniz gibi çevrimdışı kullanın.

Havalimanı yakınlarından geçerken uzaklardan İmam Humeyni’nin gösterişli, devasa türbesini görüyoruz. Fakat hakkını yemeyelim Türbe sadece bir anıt mezar değil aynı zamanda cami ve kültür merkezi olarak da hizmet veriyormuş.

Kum İran’ın Meshed’den sonra ikinci dini merkezi. Gitmeden önce hep ilki olduğunu sanıyor olsam da.

Bu şehri, Şia İran için önemli kılan iki neden var. İlki 12 İmamdan 7.’cisi İmam Kazım’ın kızı, Hz Masume’nin türbesi burada. Ehlibeyt ailesinin üyesi ve Kum şehri İmamzadesi Hz Masume Şiiler için çok önemli bir dini figür.

İkinci nedense ülkeyi 1979’dan bu yana yöneten Mollaların Kum çıkışlı olması. Hem İran’dan hem de dünyanın pek çok yerinden Şii din adamları ve öğrenciler Kum’daki medreselerde eğitim görmek için bu şehre geliyorlarmış. Ve bu iki nedenle birlikte bir de Kum’un bonu nedeni var: Humeyni burada doğmuş…

Hz Masume’nin Türbesi, Kum

Diğer bir açıdan Hz Masume’nin Türbesi, Kum

Şiilik, 12 İmam gibi konularda burada bir şeyler anlatmak isterdim ama konu çok uzayacağından bunu sizlere bırakıyorum. Naçizane tavsiyem İran’a gidecekseniz bu konulara biraz zaman ayırın…

Kum’un merkezinde arabamızı park edip, Hazreti Masume’nin Türbesinin karşısındaki caddede biraz turluyoruz. Yolun kenarında pek çok Kum’un meşhur tatlısı Sohan satan dükkan var ki zaten gelmeden önce Nusret bu tatlıyı mutlaka denememizi söylemişti.

Sohan; hamuru sert ve çıtır, safranlı, üzeri fıstıklı, yağlı ve çok şekerli bir tatlı. Yazıyı yazarken nette karşıma çıkan bir sitede bir arkadaş “bağımlılık yapar hele yanında çay da varsa bir oturuşta bütün kutuyu bitirirsiniz” demiş ama biz çok sevmedik. Çayın yanına 1-2 parça çok bile…

Kum, başkentin -ve sonradan göreceğimiz diğer şehirlerin de- aksine İran’ın İslam Cumhuriyeti olduğunu her nefes alıp verişinizde hissettiğiniz bir şehir. O hani, İran’a gidip geldikten sonra insanların genelde söylediği “Ya İran’da başını örtmek zorunlu ama kadınlar başlarını örtüyor sayılmazlar ki, sadece yarım yamalak bir örtü var başlarında, örtüyormuş gibi yapıyorlar” denilen kadınlardan burada yok. Tüm kadınlar çarşaflı ve sizinle göz göze gelmiyorlar. Ve sokaktaki erkeklerin de çoğunluğu, hatta pek çok genç delikanlı bile tipik molla giysileri içindeler.

Gelecek olan bayan gezginlere bir öneri: İran’da bir tek burada kıyafet kurallarına bağlı kalmak hiç de fena bir fikir olmayabilir.

Yeri gelmişken şöyle bir gözlemimden söz etmek istiyorum. Genellikle İran’a gidip geldikten sonra insanlar “Ya İran orta doğu coğrafyasından çok farklı, çok öyle Şeriat ile yönetilen Cumhuriyeti gibi değil, kadınlar çok rahatlar” falan derler ya. Doğru olabilir tabii ki, ama olmayabilir de. Her şeyden önce İranlılar Arap değil Persler. Ve Şiiler. Fakat diğer taraftan genellikle İran’a gidenler, bizim de yaptığımız gibi turistik, göreceli olarak baskının az olduğu, modern yerleri geziyorlar.

Demek istediğim Ramazan’da Antalya’da Kaleiçi’nde denize karşı buz gibi bir bira içersiniz ve kimse size karışmaz. Ama aynı gün Erzurum’da sokakta sigara içmeye kalksanız başınıza neler gelir varın siz tahmin edin. Yani “bu durumda Türkiye’yi temsil eden Antalya mıdır yoksa Erzurum mudur?” sorusu misali “İran’i temsil eden İsfahan mıdır yoksa Kum mudur?” gibi bir soru da akla gelmiyor değil.

Yanıt nedir peki? Bilmiyorum. Fakat bildiğim turistik sınırlarını dışına çıkmadan ve biraz da okumadan “Ya İran sizin sandığınız gibi değil…” diye başlayan iddialı cümleler etmemek gerektiği…

Mesela basit bir Google aramasında bile göreceksiniz ki en son 2014 yılında İran’da bir kadına Recm cezası verilmiş fakat uygulanıp uygulanmadığını bilmiyorum.

(İran ve recm konusunda önerebileceğim, izlemesi oldukça rahatsız edici olsa bir de film var; Soraya’yı Taşlamak -Stoning of Soraya, 2009-. Film, Fransız-İranlı gazeteci Freidoune Sahebjam’ın bir eserinden uyarlanmış.)

Kum’da trafik sorunu hiç fena değil

Kum

Kum’daki diğer ünlü yapı Cemkeran Camii‘ni pas geçip Kashan’a doğru yola çıkıyoruz. İran’ın geniş, modern ve dümdüz otoyollarından birinde bir buçuk saat veya 115 kilometre kadar yol aldıktan sonra Kashan’dayız.

Başkentin insanın üzerine gelen kalabalığından, Kum’un ise sizi boğan tutuculuğundan sonra Kashan’ın adeta “sonunda beklediğimiz İran yahu” dedirten bir havası var. Bizler gibi pek çok gezginin Tahran’dan İsfahan’a geçerken hazır yol üzerindeyken görelim diyerek geçtiği bu şehir aslında özellikle gelinmeyi hak eden çölde bir vaha gibi.

Toprak evlerin arasındaki dar sokaklara dalıp önce bir restoran arıyoruz. Dar bir kapıdan girip geniş avluyu geçtikten sonra bir zamanlar konak olup da şimdilerde restorana çevrilmiş bir tanesini, daha yeni açılıp da halihazırda bir menüsü bile olmadığı için pas geçip, şehrin turistik merkezindeki bir restoranda karar kılıyoruz: Abbasian Historical House içerisindeki Abbasi Restoran ve Çay Evi.

En azından girişinde bir tabela olan Abbasi Restoran ve Çay Evi

Restoranın içeriden görünüşü. Kadrajda olmasa da masa-sandalyeler de var…

Yemekler yine güzel, porsiyonlar yine büyük ve bira yine alkolsüz. Üstelik hesap da yine ucuz. Bu arada İran’da birayı, sevdiğimden değil ama tadı biradan daha çok limonlu sade gazoza benzeyen farklı markalardaki alkolsüz İran biralarını sevdiğimden, seyahat boyunca  yemeklerde tercih ediyorum.

Tam da burada önceki yazılarda daha sonra açıklayacağım deyip de açıklamadığım, sevgili Dostum Alper Dolenmen’in merakla beklediği Riyal-Tümen ilişkisini açıklamalı. Biliyorsunuz İran’ın resmi para birimi riyaldi. Fakat devalüasyonlarla ciddi değer kaybettiğinden bir süre önce İran resmi para birimini değiştirip Tümen yaptı. Ve tümen de riyalin bir sıfır atılmış hali.

Fakat şöyle de karışık bir durum var. Dolaşımda tümen diye bir banknot yok. Yani teorik olarak tümen var ama pratikte yok. Elinizdeki riyallerden, kafanızdan bir sıfır atıyor ve banknota artık o bir tümenmiş gibi davranıyorsunuz.

Sanırım rakamlarla ve parayla ilişkim çok iyi olmadığından bendeniz bu ilişkiyi direk kavrayamayıp şöyle bir çözüm getirdim. Mesela 100 dolar bozdurdunuz, ne kadar riyal etti?1.300.000. E atalım bir sıfır, kaç tümen etti? 130.000. Peki piyasadaki en sık bulunan 50,000 riyallik banknotlardan kaç tane aldık? 26 tane. O zaman cebimdeki o 26 adet banknottan her biri ne kadar ediyor? Yaklaşık 4 dolar, hatta biraz daha az. İşte ben de seyahatim boyunca tüm hesaplamaları bu 26 sayısı üzerinden yaptım. Her bir alışverişin karşılığını bu 26 taneden kaç tane vereceğime göre hesapladım… İşte yukarıda sözünü ettiğim restorandaki harika yemeğin bedeli de kişi başı o 26’lardan bir tanesi kadardı, yani 4 dolar civarında. Ve bir de matematik zekamla ilgili yorum yapanı engellerim… 

Yemek sonrası duraklarımız Kashan’a gelen hemen herkesin mutlaka ziyaret ettiği 2 ev oluyor. İkisi de yürüme mesafesinde.

Efsaneye göre semaver tüccarı, Boroujerdi ismiyle bilinen Sayyed Jafar Natanji, halı tüccarı Sayyed Jafar Tabatabei’nin kızıyla evlenme koşulları için masaya oturur. Kız babasının tek bir koşulu vardır. Kızı en az kendi evi kadar güzel bir evde oturmalıdır.

Boroujerdi ile Tabatabei’nın kızı evlenmek için o kadar beklemişler mi bilmiyorum ama malum pazarlıktan ancak 18 yıl sonra biten Khan-e Boroujerdi (Boroujerdi Evi) bayağı bir gösterişli olmuş. Ev 1850’lerde Mimar Üstat Ali Maryam tarafından inşa edilmiş. Duvarlarındaki enfes freskler ise döneminin en ünlü İranlı sanatçılarından Kamal al-Mulk’e ait.

Kayınpeder Tabatabei’nin evi kızınınkine yürüme mesafesinde. Kabul edelim kızın evi en az babasının evi kadar güzel, gösterişli ama baba ocağının vitray ve aynalı salonları insanı biraz daha çok etkiliyor.

Kashan’da bu toprak duvarlarla çevrili, kendisi taştan, bahçeli, olmazsa olmaz yansımalı havuzlu ve iç mekanları bir hayli gösterişli evlerden çok sayıda mevcut. Zamanında, Kaçar Hanedanlığı döneminde şehir önemli bir ticaret merkezi olduğundan çok sayıda zengin tüccara da ev sahipliği yaparmış.

Kashan Sokakları, turistik bölgeler

Khan-e Boroujerdi, Boroujerdi Evi girişi, Kashan

Boroujerdi Evi, duvarlardaki freskler döneminin en ünlü İranlı sanatçılarından Kamal al-Mulk’e ait.

Boroujerdi Evi

Boroujerdi Evi, giriş tarafı

Boroujerdi Evi. Bu da asıl evin olduğu taraf

Boroujerdi Evi. Kubbe

Khan-e Tabatabaei, Tabatabaei Evi, Kashan

Tabatabaei Evi, avlu.

Tabatabaei Evi

Tabatabaei Evinden

Tabatabaei Evi. Baba evinin vitraylı salonları

Khan-e Tabatabei çıkışında hemen yakındaki camide bir tören var. Nusret’le bir köşede ikram edilen helva benzeri tatlı ve çaydan alıp bir köşeye geçip izlemeye başlıyoruz. Hoparlörlerden avluya yayılan ve Kuran’dan ayetler okuyan imamın sesi ağlamaklı, etrafımızdakilerin çoğu siyah giymiş ve birbirleriyle selamlaşırken sağ ellerini sertçe göğüslerine vuruyorlar. Cenazedeyiz. Fotoğraf makinemi olabildiğince saklıyorum, tepki çekmemek adına.

Etrafımızdaki birkaç kişi ile sohbet ediyoruz. Biri İstanbul’a birkaç kez gelmiş, hatta biri Antalya’da tatil bile yapmış. Çay bitiyor, sohbet de. Hoparlördeki imamın sesi artık ağlamaklı değil, direkt ağlıyor, Serdar hala ortalarda yok.

Biraz sonra camiden cenazeyi yanlarındaki cam bölmelerden içi görülebilen metal bir tabut içerisinde kafene sarılı halde dışarıya çıkarıyorlar. Avlunun bir köşesinde tabut yere konuyor, kalabalık tabutun etrafını sarıp veda ediyorlar. Ağlayanların yanında cep telefonlarıyla fotoğraf çekenler de var. O biraz önce omuzumdan geçirdiğim askının ucundan sallanan fotoğraf makinemi saklamaya çalışmanı gereksiz bir çaba olduğunu düşünüyor, hatta pek rahat hissetmesem de 1-2 kare çekiyorum.

Kashan, cenaze…

O sırada Serdar ve Ali, sonunda geliyorlar ve arabada bir sonraki duraklarımızda makul bir fotoğraf çekme süresi belirleyip o süre sonunda araçta buluşmaya karar veriyoruz. Malum Serdar mimar, fotoğrafçı ve biraz da fotoğraf konusunda obsesif olunca her bir mekân içerisinde geçirdiği süre “birazcık” uzun olabiliyor. Fakat önümüzde gezilecek çok mekan var.

Kashan’daki son durağımız Fin Bahçesi, Bagh-e Fin oluyor.

Şah Abbas için yapılmış bu bahçe bol ağaçlı, havuzlu, fıskiyeli bir yer. Büyük olasılık çöl ikliminin en sıcak zamanlarında ziyaretçilerine az da olsa bir serinlik bir nefes alma şansı veriyordur. Burası Kashan merkezine 9 kilometre mesafede ve Unesco’nun Dünya Mirası listesinde yer alıyormuş.

Bahçenin bir tarafında boylu boyunca hamam kompleksi uzanıyor. Burası İranlılar arasında bayağı bir popülermiş. 1851 yılında dönemin halk tarafından çok sevilen batılılaşma yanlısı, yenilikçi başbakanı Mirza Taki Han Kashan’da sürgündeyken bu hamamda öldürülmüş. Öldürten de annesi tarafından Mirza Taki Han’ın tahtta gözü olduğuna inandırılan Nasıreddin Şah. Haksızlığa kurban giden bu devlet adamına sempati duyan İranlılar da Fin Bahçesine geldiklerinden hamam bölümünü ziyaret etmeden geçmiyorlar. İçeride Mirza Taki Han cinayetinin canlandırıldığı balmumu heykellerden bir bölüm de var.

Fin Bahçesi girişi, Kashan

Fin Bahçesi, Kashan

Fin Bahçesi

Mirza Taki Han’ın öldürüldüğü Hamam bölümünden, Fin Bahçesi, Kashan

Fin Bahçesi, Kashan

Fin Bahçesi çıkışı Kashan’a veda ediyoruz.

Aslında yola çıkmadan önce, Antalya’dayken son planımız Kum ve Kashan’da biraz takılarak gece İsfahan’a ulaşmaktı. Fakat Ali’nin önerisiyle küçük bir değişiklik yapıyoruz. Hatırlarsanız ilk bölümde görmek isteyip de ulaşım şartları ve zaman yüzünden programdan çıkardığımız efsanevi köy Palangan’dan söz etmiştim. İşte Kashan’dan Isfahan’a doğru giderken, yoldan bir 20 kilometre kadar sapıp, Palangan kadar “efsanevi” olmasa da geceyi geçirmek için Abyaneh köyüne gidiyoruz.

Karanlıkta girdiğimiz köyün ancak ertesi sabah göreceğimiz manzarası gerçekten çok güzel olacak…

Sürecek