İran 2: Tahran

Büyük olasılıkla İran’a adım atar atmaz kazıklanma hikayesi olan tek gezginler bizizdir…

21 Mart 2019 tarihinde Tahran’ın İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı çıkışında Ali’nin bizi beklediği Azadi otele gitmek için önce para bozdurmalıyız. Binadan çıkarken bir anda etrafımızı taksiciler, kendi arabalarıyla taksicilik yapanlar ve “ayaklı” döviz büroları çeviriyor. Rahatsız edici değiller ama ısrarcılar. Fakat Türk olduğumuzu öğrendiklerinde en azından iyi davranıyorlar.

Israrlara adam başı en az 100’er dolar bozdurmamız konusundaki ısrarlara direniyor, para bozdurma işini Ali ile birlikte yapmak için ertesi güne bırakıyoruz.  En azından cebimizde otelimize ulaşacak kadar para olabilmesi için ben bir 50 dolar uzatıyorum.

Saat sabaha karşı 4’ü geçiyor, yorgunum ve henüz “Riyal ve Tümen” arasındaki ilişkiyi anlamaya hazır değilim.

Hayatımda ilk kez gördüğüm adam 50 dolarımı alıyor, “2 dakika” diyor, uzaklaşıyor ve sonra yanında bir başkası ile geri geliyor. Diğer adam cebinden çıkardığı bir tomar parayı bana uzatıyor.

Daha sonraları birkaç kez daha yaşayacağımız para bozdurma ritüeli ile bu ilk tanışmamız. Biriyle kur konusunda anlaş, parayı ver, o gitsin bir başkasıyla gelsin ve o bir başkası cebinden çıkardığı riyalleri ellerinize saysın. Ve tabii ki bu işlem esnasında etrafınızda meraklı başkaları da olsun… Güvenilir mi? Bence evet. Peki kazıklanır mısınız? Ne derler bilirsiniz, ilk seferin günahı olmaz…

Anlaştığımız taksici, başkente yaklaşık 30 kilometre mesafedeki havalimanından Tahran’a uzanan geniş ve sabaha karşı nispeten tenha otoyolda bastıkça basıyor ve ben de bir yandan “normalde araba kullanıp da sağ koltukta oturmak zorunda kalan adam” endişesini yaşıyor, diğer yandan da etrafı izliyorum.

Taksici sanırım 30-40 dakika kadar süren bir yolculuktan sonra bizi, daha uzaklardan bile lüks ve pahalı olduğu belli olan Persian Azadi Hoteline getiriyor. Fakat ne yazık ki biz orada kalmıyoruz.

Şoförümüz birkaç telefon görüşmesi yapıyor yeniden yavaştan hareketlenmeye başlayan Tahran trafiğine dalıyor ve bir 20-25 dakikalık seyahatin ardından otelimizi buluyoruz. Gece o kadar dolaşan şoförümüze, üzülüp önceden anlaştığımız karşılığı 10 dolardan biraz daha az tümeni vermek yerine, “borcumuz ne kadar?” diyorum. Bu kez dolar istiyor ve “20 dolar versen yeter”diyor.

Gece artık güne yaklaşıyor, saat 5’i geçmiş iyice yorgunuz, hala Riyal-Tümen ilişkisini anlamaya kafa yoracak durumda değiliz ve Nusret çıkarıp 20 doları veriyor.

Birazdan ilk tanışmanın ardından hikâyeyi duyacak olan Ali 20 doları duyunca gülecek ve normal tarifenin en az iki katını ödediğimizi söyleyecek. Havalimanı çıkışında benim dolarları “Türkler bizim kardeş” diyen arkadaşın dolar kurunu 13 binden değil 11 binden hesapladığını öğrenince ise sadece Ali değil hepimiz güleceğiz. Ve havalimanında akıllılık yapıp döviz bozdurmayan Serdar ve Nusret de seyahatimiz boyunca kazıklanmamı bana zaman zaman hatırlatacaklar…

Tahran Sokaklarından. Tüm İran’da dikkatimi çeken şeylerden biri de sokaklardaki, parklardaki heykellerin bizdekilere kıyasla çok daha güzel, çok daha sevimli olmaları…

Gülistan Sarayına gitmek için arabamızı bıraktığımız otoparkın kahyası

Tahran Sokaklarından

Biraz uyuyup kendimize geldikten sonra Tahran’daki ilk günümüzde önce doğru kurdan para bozdurma ve Şiraz-Tebriz iç hat uçuşumuzu ayarlama işlerini halletmek istiyoruz.

Daha yola çıkmadan Şiraz-Tebriz uçuşumuz için bilet alma çabalarımız esnasında öğrendik ki İran dışından, İran iç hat uçuşu satın alabileceğiniz bir site yok. Ancak Flightstats veya Flightradar24 gibi bildik siteleri kullanarak iç hat uçuşları ve tarifeler hakkında çok net olmasa da bilgi edinebilirsiniz.

Kahvaltı sonrası otelin hemen yanındaki seyahat acentesine girip Şiraz-Tebriz bileti soruşturuyoruz. Sürpriz! Gitmeyi planladığımız gün direk uçuş yok. Planladığımız tarihin bir gün öncesindense bir gün sonrasına bilet alıp Tebriz planımızı sadece bir gündüze indiriyor ve Yezd’de 1 yerine 2 gece kalmaya karar veriyoruz. Ve bu noktada herkesin aklına gelen soruya yanıt vereyim, Şiraz-Tebriz uçuşunun karşılığı yaklaşık kişi başına 500.000 riyal o da eşittir 50.000 tümen ve o da eşittir 38-39 dolardı. Dolar tümen ilişkisini daha sonra anlatacağım… 

İran’a vardığımız o sabah günlerden Perşembe ve malum hafta tatili Cuma’nın bir gün öncesine denk geliyor ve bizim Cumartesilerimizin aksine neredeyse her yer kapalı.

Para bozdurmalıyız.

Fakat açık olan döviz bürolarının önünde uzun kuyruklar var. İran ekonomisinin çalkantılı olduğu bir dönem, yeni devalüasyon olmuş ve bir yenisi bekleniyor. İranlılar hafta sonu ceplerindeki paraları değer kaybetmesin diye dolar alma peşinde kuyruktalar.

Yukarıda anlattığım dolar bozdurma ritüelinin benzeriyle bir arkadaşı arabamıza alıp pazarlık ediyoruz. O arkadaş bizi başka bir yere götürüyor ve bir başkasından para alıyoruz.

Miktar çok olduğu için (Kişi başına 200’er dolar bozduruyoruz) başka bir yere daha gidiyor ve sonuçta bir sürü riyali yanımızda taşımaktansa Ali’nin banka kartına yüklüyor, seyahat boyunca Tebriz hariç tüm harcamalarımızı da o kartla yapıyoruz. Önümüzdeki 8 gün boyunca dört kişilik konaklamalar, yemekler, ören yeri ve müze girişleri, çay ve kahveler, molalardaki abur cuburlar ve Tebriz uçuşumuzun biletleri, hepsini oradan ödüyoruz hatta geriye az bir miktar bile kalıyor…

Tebriz bileti ve para bozdurma işini hallettikten sonra ilk durağımız Gülistan Sarayı.

Tahran ile ilgili ilk izlenimim: Beklediğimden çok daha gelişmiş, havası kirli, trafiği felaket tipik bir başkent.

İran’ı Pehlevi’lerden önce yöneten Kaçar Hanedanlığı sırasında inşa edilmiş Gülistan Sarayı, “İhtişam mı istiyorsunuz, alın size ihtişam”şeklinde bir saray.

Tahran’ın güneyindeki kalabalık Erg meydanı yakınlarında yer alıyor ve zamanında Kaçar Şahlarına ev sahipliği yapmış. Dokuz ayrı bölümünün her birini farklı bir bilet alarak gezebildiğiniz Gülistan sarayı harika bir bahçenin etrafına dizilmiş yapılardan oluşuyor. Özellikle ünlü Aynalı Salon ihtişamın zirvesinde hayranlıkla “yok artık” dediğiniz bir bölüm.

Sarayın güzelliklerinden uzun uzun söz etmenin bir anlamı sanırım yok, paylaştığım fotoğraflar bir fikir edinmenizi sağlayacaktır. Fotoğraf açısından saray tam bir cennet olsa da tüm fotoğrafçıların kâbusu kalabalıklar, kadraja giren selfi çubukları, saraydaki en fotoğrafı çekilesi objelerin her birinin önünde sırasını bekleyenlere aldırmaksızın aynı kareyi tatmin olana kadar onlarca kez eşlerine, erkek arkadaşlarına çektiren kadınlar burada da fazlasıyla mevcut…

Ve Gülistan Sarayından bir grup fotoğraf, arz ederim.

Ve bizler: Soldan Sağa doğru Nusret, Ben ve Serdar. Serdar ile ikimizin arkasından gülümseyen ise önce süper rehberimiz artık dostumuz Ali.

Sarayın bahçesinde ise bir “İran efsanesi” ilk kez gerçekleşiyor. Bahçede karşılaştığımız İranlı bayanlar bizimle fotoğraf çektirmek istiyorlar. Tamam yalandı, bizimle değil, Serdar veya benimle değil ama Nusret’le fotoğraf çektiriyorlar.

Gülistan Sarayı sonrası yürüyerek, sokakların hafta sonu kalabalığına karışıp Tahran Kapalı Çarşısı, Bazaar-ı Bozorg’a gidiyoruz.

Devasa Kapalı Çarşı, içerisinde insan kalabalıklarının hep birlikte omuz omuza, sırt sırta yavaşça hareket ettiği onlarca kanalın, birbiriyle kesiştiği hareketli, gürültülü bir karmaşa yığınından başka bir şey değil.

Sadece birkaç metre yürüdükten sonra bile etrafı izlemenin imkansız olduğunu anlıyor, her an birbirimizi kaybedebileceğimizi fark ediyor ve pes ediyoruz. Tahran’a gelecek olanlara not: Lütfen hafta tatilinde Kapalı Çarşıya gelmeyiniz. Tüm Tahran burada çünkü.

Tahran Kapalı Çarşı, Bazaar-ı Bozorg

Tahran’dan hafta sonu manzaraları

Ambargo altında inim inim inleyen İran’da bir marketin vitrini…

Tahran, sokak satıcıları

Sokaklardan

Bir şeyler yemeye karar veriyoruz ve bir restoran arıyoruz. Ali birkaç dükkân sahibine soruyor, bir iki denemeden sonra zor da olsa bir yer buluyoruz. Zor da olsa dedim çünkü tüm İran’da dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi, sonraları da sık sık yaşayacağımız restoran bulmanın zorluğu. Malum bizde, bir şehrin merkezindeyseniz, kafanızı kaldırıp etrafınıza baktığınızda mutlaka birkaç restoran gözünüze çarpar. Demek istediğim; restoranları bir bakışta çok uzaklardan tabelalarıyla ve içerisini görebildiğiniz büyük camlarıyla tanıyabilirsiniz. İran’da böyle bir şey yok. Genelde restoranlar küçük kapılardan girip ya dar bir koridordan aşağıya indiğiniz ya da yukarıya çıktığınız ve sonradan yemek yiyebileceğiniz salona ulaştığınız mekanlar.

Tahran’da birazcık sıra bekleyip, hınca hınç dolu, masamızı başkalarıyla paylaştığımız restoranda İran’ın enfes kebaplarının tadına ilk kez bakarken üçümüz de aynı fikirdeyiz: Tahran’a bir gün ayırmak yeterli.

Çok kalabalık, çok gürültülü ve restoran bulması zor…

Sürecek