Bir Tutam Afrika: Mazambala Nehir Kampı, Kwando Nehri, Namibya

Su aygırları, peluş oyuncak halleriyle pek sevimli olsalar da açık ara Afrika’nın en tehlikeli hayvanları.

Her yıl Afrika’da neredeyse iki yüz insan su aygırı saldırısı nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu devasa hayvanlar, otobur olmalarına rağmen insanlara saldırabiliyorlar ve kısa mesafelerde de bir olimpik atlet kadar hızlılar. Kendi alanlarını korumak konusunda oldukça hassaslarmış. Bu yüzden de her daim çok asabiler.

Bir Ekim akşamında Namibya’da Kwando nehri kıvrımlarının oluşturduğu küçük bir ada üzerine kurulmuş Mazambala Island Lodge’un sahibi Johan Koortzen yerden diz seviyesindeki çitin kapısını göstererek şöyle diyor: “Akşam nehir kenarına gidecek olursanız dönüşte lütfen bu kapıyı kapattığınızdan emin olun, su aygırları geliyorlar da bazen”

“Hadi oradan” diyorum içimden, “O hayvanın erkeği neredeyse iki buçuk ton…”

Evet o kocaman, Afrika’nın en tehlikeli kara hayvanını durdurmak için dizlerim yüksekliğindeki çitin kapısını kapatmak yeterli.

“Hippos can’t jump”. Su aygırları zıplayamazlar…

Namibya’nın kuzeydoğu köşesinden Angola, Zimbabve, Zambia ve Botsvana’ya kadar uzanan ve Caprivi Şeridi olarak bilinen arazinin Kvando ve Zambezi bölgelerinde yaklaşık 6500 kilometrekarelik, koruma altında yemyeşil bir alan var: Bwabwata Ulusal Parkı.

Bu yaklaşık 300 kilometre uzunluğundaki park, binlerce su aygırının yanı sıra fil, manda, aslan, leopar gibi büyük hayvanlara ve yüzlerce kuş çeşidine de ev sahipliği yapıyor.

 

 

 

 

 

 

 

Kara Afrika’daki seyahatimizde bir gece konakladığım Mazambala Island Lodge da bu doğal parkın içinde. (İzninizle bu Lodge’un karşılığı olarak yazımın bundan sonrasında “kamp” sözcüğünü kullanmak istiyorum…)

Otobüsümüz anayoldan (Trans Caprivi Highway) ayrılıp Kwando Nehri kenarındaki küçük iskeleye kadar nehrin suladığı büyük kısmı bataklık arazide, toprak yolda ilerliyor.

Yolun sonundaki iskelede kısa bir süre kampa bizi götürecek tekneleri bekliyoruz. Kwando’nun irili ufaklı dalları dışında yol yok çünkü.

Tekne yolculuğu ilk andan itibaren fazlasıyla keyifli bir deneyime dönüşüyor. Nehrin geniş bataklık içerisinde oluşturduğu her iki tarafı da bambu kamışlarıyla kaplı kanallarda ilerlerliyoruz. Timsahlar, çevre düzlüklerdeki antilop ve mandalar, uzaklardaki bir fil sürüsü ve ismini bilmediğim farklı türlerden pek çok kuş gibi, benim için alışılmadık hayvanları görmek fazlasıyla heyecan verici. Her gördüğüm hayvanda fotoğraf makineme davranıyorum tabii ki.

Bir süre sonra küçük teknemiz yavaşlıyor, motorun sesi azalıyor. Kaptanımız bize az ileride suyun üzerindeki karaltıları işaret ediyor. “Big brother is watcing you” edasıyla bizleri izleyen su yüzeyindeki gözler Afrika’nın en tehlikeli kara hayvanı; su aygırlarına ait.

İlk kez su aygırı görmenin heyecanı ve biraz da korkusuyla, hadi korkmak değil de ürkmek diyelim, sessizce hayvanları izliyor, dikkatlerini çekmemeye çalışıyorum. Grubun geri kalanı da benim gibi ürkmüş, duyulan tek ses makinelerimizden çıkan deklanşör sesleri.

Birbiri ardına fotoğraf çekerken birden motorun sesi yükselip tekne hareketleniyor, üzerindeki yolcuları hafif de olsa geriye doğru savuracak bir hızla ileri doğru atılıp suyu yarmaya başlıyor. Arkamızdan iki su aygırı biraz da “asabi” bir şekilde hızla bize doğru yaklaşıyorlarmış…

Kaptan’a sorduğumda “Bize yetişemezler, o kadar hızlı değiller ama tekne hareketsizken saldırıp vuracak olurlarsa zarar verebilirler” diyor. Sanırım “zarar verebilirler” derken kastettiği sadece tekne değil.

Kanallarda ilerledikçe başka su aygırlarını da görüyoruz. Sessizce onlara bakıyoruz, onlar da bize.

Mazambala Island Lodge tabelası

Mazambala Kampına  gitmenin tek yolu, otele ait tekneler

Uzaklarda karşılıklı bakıştığımız su aygırları

Kwando Nehri, Caprivi, Namibya

“Big brother is watching you” Kwando, Namibia

Kwando Nehri, Namibya

Bir süre sonra yol boyunca uzaklarda gördüğümüz fil sürüsü ile birbirimize iyice yaklaşıyoruz.

Kaptanlar, 2 tekneyiz bu arada, motorları kapatıp bizlerden de sessiz olmamızı rica ediyorlar.

Fil sürüsü su içmek ve üzerlerindeki çamur tabakasından kurtulmak yani yıkanmak için suya gelecek ama önce nehrin güvenli olup olmadığından emin olmalılar.

Dakikalarca teknelerde sessizce, kıpırdamadan bekliyoruz. Bu kez deklanşör sesi bile yok…

Önce sürüden irice bir fil nehre yaklaşıyor, bir süre bekliyor. İki tekne ve meraklı birkaç turistten zarar gelmeyeceğinden emin olduktan sonra sürünün kalanı da suya doğru hareketleniyorlar. Aramızda taş çatlasın otuz metre mesafe var.

Bu arada Afrika’nın en tehlikeli hayvanı su aygırı dedim ama filler de hiç fena değiller.

Fil deyince Hindistan, Nepal veya Uzakdoğu’da gördüğümüz, ağır işlerde insanlara yardım eden, sırtına aldığı turistleri gezdiren, yanına gidip okşayabileceğiniz, hortumuyla sizi ıslatıp eğlendiren fillerden söz etmiyorum. Afrika’dakiler farklı. Asya’daki akrabaları kadar uysal değiller asla. Yani yolunuz buralara düşerse aman fillere fazla yaklaşmayın. Özellikle de eğer gözlerinin biraz arkasında, yüzünün iki tarafında ıslaklık olan bir fil görürseniz. Erkek fillerin, testosteron düzeylerinin çok artıp şakaklarındaki bezlerden dışarıya boşaldığı bu döneme Mest Dönemi deniyor. İşte bu dönemde filler aşırı saldırgan oluyorlar. Hatta insanlara ve araçlara saldırdıkları bile oluyormuş. İnsanlara ve araçlara saldırmak derken ağırlığı 7 tona boyu ise 4 metreye ulaşabilen en büyük kara hayvanından söz ediyorum, hatırlatayım…

Filler de biz de rahatlayıp karşılıklı birbirimize güvendikten sonra bir sürü fotoğraf çekiyor, zaman zaman da gözümü vizörden ayırıp bu harika manzarayı sadece izleyip tadını çıkarıyorum.

Ve Namibya’nın Caprivi Bölgesindeki Kwando Nehrinden bol filli fotoğraflarım:

Filler işlerini bitirip uzaklaştıktan sonra biz de yeniden yola çıkıyor kısa bir süre sonra da kampa varıyoruz.

Kampın girişinde bizi işletmenin sahibi Johan Koortzen, oğulları ve gelinler karşılıyorlar. Veya kızları ve damatlar… Anımsamıyorum. Çok iyi anımsadığım Hollanda asıllı, Güney Afrika doğumlu Johan’ın tek tek tüm konuklarının elini sıkıp, hatırını sorması ve kamp ile ilgili her türlü bilgiyi bizlere vermesi.

Yazının en başında sözünü ettiğim kapının kapılı tutulması hadisesi de dahil.

Bir diğer ilginç hadise de fillerle ilgili. Bazı geceler meraklı fillerin kampa yaklaştığı oluyormuş. O yüzden sabaha kadar bir nöbetçi elinde tüfeğiyle nöbet tutuyor. Filler de zıplayamıyorlar belki ama öyle çit mit falan da dinlemiyorlar. Tabii ki nöbetçinin tüfeği de sadece gerekirse havaya ateş etmek için. Yoksa kimsenin Bwabwata Ulusal Parkında hayvanlara zarar vermek gibi bir niyeti yok.

“Gece kampa yaklaşan filler olursa sizi uyandıralım mı, görmek ister misiniz?” diye soruyor Johan.

“Tabii ki, bu fırsatı kaçırır mıyım hiç?”

Kamp her birine bir numara ile birlikte Afrikaans dilinde bir hayvanın da ismi verilmiş 15 kadar bungalovdan oluşuyor. Ndabu: Aslan veya Njovu: fil gibi… Yaklaşık 12 metre yüksekliğinde bir manzara ve gözetleme kulesi, bir de havuzu var. Bungalovların ortasındaki alanda ise büyük bir Sosis ağacı ve altına dizilmiş sandalyeler bulunuyor: Akşamları yakılan ateş etrafında oturup sohbet etmek için. Ne de olsa kampta internet hatta akşam yemekten sonra elektrik bile yok.

Afrika’ya gitmeden önce adını bile duymadığım sosis ağacına bu isim meyveleri sosise benzediği için verilmiş. Afrika’ya özgü bir ağaç ve evet meyveleri sosise benziyor…

Akşam yemekte ev sahiplerimiz tek tek ilgileniyorlar yine bizlerle. Benimse Namibya’ya ayak bastığım andan itibaren hissettiğim, alışamadığım o siyah-beyaz ayrımı yine dikkatimi çekiyor. Çalışanların hepsi Afrikalı ve size hizmet etmedikleri anlarda sanki yer yarılıp içine giriyorlar. Etrafta yapılacak bir iş yoksa görebildiğiniz sadece beyaz adamlar; Johan ve Ailesi. Afrikalılar ise sanki yoklar…

Belki de ırkçılığı sadece filmlerde görmüş biri olarak otoriter bir patron ile ırkçılık arasındaki ince ayrımı fark etmekte zorlanıyorum.

Yaklaşık 12 m’lik manzara ve gözetleme kulesi, Mazambala River Lodge

Ve kuleden manzara

Mazambala River Lodge, Caprivi, Namibya

Gece ateş karşısında sohbet ettiğimiz kampın ortasındaki alan

Bungalov, Mazambala River Lodge, Namibya

Kwando Nehri üzerinde gün batımı, Caprivi, Namibya

Mazambala River Lodge şu ana kadar konakladığım en özel yerdi sanırım.

Hemingway demiş ya “Afrika’da uyanıp da mutsuz olduğumu hatırladığım tek bir sabah bilmiyorum” diye. Üstat haklı. Afrika’nın uzak bir köşesinde, Namibya’da, Kwando Nehri üzerindeki o küçük adada uyandığım o sabah harika hissettiğimi, kendimi çok mutlu hissettiğimi hatırlıyorum.

Ertesi sabah Botsvana’ya doğru yollara düşerken bu kampı ve Kwando Nehrini asla unutmayacağımı biliyordum.

Son söz: O gece filler gelmedi…